20
Bu yıl derneğimizin organizasyonuyla 1988 mezunlarımızın “Mezuniyette 25.Yıl Kutlaması” yapıldı.Ankara’daki etkinliğe giderken evde konuşurken oğlum Fatih bana şöyle demişti :”Baba,sonuçta sizinki de bir liseden mezun olmak,ne var da böyle büyütüyorsunuz anlayamıyorum!..” Çocuk kendince haklıydı tabi, okulumuz Demiryol Meslek Lisesi de diğer okullar gibi bir liseydi fakat bizim gibi o okuldan mezun olanlar için anlatılması mümkün olmayıp ancak yaşanılınca farkı anlaşılabilecek bir lise!..
Bizim okulumuz aslında diğerlerine göre gerçekten çok farklıydı,şöyle ki : Bizler o zamanlar sıradan öğrenciler değildik Türkiye’nin en seçkin okullarından birine Devlet Kurumlar Sınavı’yla seçilerek gelmiştik yani hepimiz de zeki öğrencilerdik.Diğer devlet yatılı okullarından da farklıydık çünkü okulumuz sadece TCDD’ye has öğrenci yetiştiren Türkiye’de başka eşi olmayan tek okuldu.Şartları gereği fakir ailelerin çocuklarının kabul edilip kamuya istihdam sağlayan sosyal bir yapısı vardı.Hepsinden de önemlisi çoğunluğu demiryolcu çocuklarından ve demiryolcu kökenli öğretmenlerden oluşup demiryolculuk kültürünün temellerinin atıldığı bir yuvaydı,TCDD içerisinde görev yapan işçi ve memur çalışanların sahip olduğu demiryolculuk kültürü aslında bu okulda ekilen tohumların bir eseridir.
Benim doğup büyüdüğüm yer olan Emirdağ’da demiryolu yoktu 14 yaşımda Eskişehir’deki okuluma gelene değin yakından bir tren dahi görmemiştim. Okulumuza daha önceki yıllarda özel kontenjanlı olarak demiryolcu çocukları  alınıyorken bizim girdiğimiz 1985 yılında okulun Milli Eğitim’e bağlanmasıyla beraber bu gelenek bozuldu ve sonraki yıllarda ağırlık benim gibi demiryolcu ailesinden gelmeyenlerce oluştu.Aslında demiryolcu ailesinden gelenlerin hem okula hem de demiryolculuğa adapte olmaları çok daha koyla ve onlar için büyük bir avantajdı çünkü onlar zaten istasyon lojmanlarında büyüyüp trenlerle oyun oynayıp büyümüşlerdi,raylar içerisinde koşuşturmuşlardı,oysa bizler trenlere,raylara çok yabancıydık ve bu yüzden hem okulun yarım asırlık geleneklerine hem de demiryolculuk kültürüne adapte olmamız biraz sancılı ve zor oldu.
Hala hatırımdan çıkmaz,babamın beni okula kayıt ilk getirdiği gün giriş koridorunda ağlayan bir çocuk vardı ve evine gitmek istediğini,anne babasını istediğini söyleyerek yerlere yatıp ağlıyordu.O zaman biraz endişeyle yadırgadığım o manzarayı şimdi düşündüğümde aslında 14 yaşında henüz ufacık bir çocuk için çok da yadırganacak bir durum olmadığını,o yaşlardaki çocuklar için anne baba sıcaklığını hissetmenin ve ayrılığın önemini anlayabiliyorum.Daha 14 yaşında ana kucağından kopup 4 yanı beton duvar ve dikenli tellerle çevrili bir ortamda çocukluğun en güzel yıllarını geçirmek gerçekten de dünyanın en zor işlerinden biridir,bunu ancak bizim gibi yaşayanlar bilirler. Her ne kadar kurumuz TCDD bizlere tüm maddi olanaklarını seferber etmişse de, çorabımızdan havlumuza,kitap,kalem,silgimize kadar vermiş ve aylık harçlığımızı cebimize koymuş olsa da o yaştaki çocukların asıl ihtiyacı olan şey ; anne baba sıcaklığı ve dışarılarla oyun oynayıp çocukluğunu doya doya yaşayabilmektir.
Fatih’e anlatamadığım,anlatamayacağım şey aslında şuydu : 14 yaşından 17 yaşına kadar üç yıl boyunca 360 çocukla beraber aynı ranzalarda yatıp,aynı kaplardan yemek yiyip,aynı çocukluğu yaşayıp mezun olduktan sora da yine bunlarla beraber çalışıp bir ömür boyu aynı hatıra ve anıları iş yaşamında da paylaşıyor olmak..Üç yıl boyunca  o yaşlarda o kadar kalabalık içerisinde kapalı duvarlar içerisinde çocukluğu geçirmiş olmak(bazılarınca yitirilmiş çocukluk yılları) ve askeri bir düzen ve disiplin ile adeta fabrikasyon edilircesine yetiştirilmek, demiryolculuk kültürüyle yoğrulmaya çalışılmak,geçmişe ait her şeyinizin silinip yeniden şekillendirilmek hiç de kolay değildi.Hele ki okulun yarım asırdır devam eden ve bazılarımıza oldukça ağır gelen geleneklerine uyum sağlayabilmek oldukça ağır bir yüktü!..Abim de askeri yatılı okulda okumuştu ve onunla olan sohbetlerimizde bizim okulumuzun gelenek uygulamalarının kendi okullarına göre çok daha katı ve disiplinli olduğunu söylerdi bana.Mesela bizim okulumuzda devrecilik anlayışı vardı ve üst sınıflar alt sınıflara karşı her zaman bir ayrıcalık ve üstünlüğe sahip olurdu ; yemekhane sırasında üst sınıflar önde alt sınıflar ise arka sıralarda yeralırlardı,yemek yenildikten sonra da yine aynı şekilde kapların yemekhaneye teslimi sırasında alt sınıflar hep arkaya geçmek zorunda olurlardı.Okulun yardımcı hizmetli personeli az sayıda olduğundan onların yetişemediği eksiklikler alt sınıflar eliyle gördürülürdü ; masalardaki su sürahilerinin doldurulması gibi..Biraz çağdışı uygulamalar gibi görünse de okul yönetimi de bu durumdan memnun ve destekler nitelikteydi çünkü böylelikle hem 360 öğrencinin disiplin altına alınıp idaresi kolay olmakta ve hem de böylelikle personel sayısında tasarruf sağlanmaktaydı. Etüdlerin sınıf başkanlığına üst sınıflardan kişilerin sokulması,idarecilerle öğrenciler arasında koordinasyon ve disiplinin sağlanması konusunda görev alan mümessiliklik uygulaması bunlardan birkaçı.
Okulun 1985 yılında milli eğitim bakanlığı’na bağlanması ve demiryolcu kökenli olmayan sivil çocukları alınmaya başlanmasıyla birlikte bu çocukların okulun köklü ve katı geleneklerine adaptasyonunda sıkıntılar başgötermiş bu da öğrencilerin hem derslerinde başarılarına hem de okulun disiplin koorinasyonuna olumsuz etkilerde bulunmuştur.Öyle ki,ders yılının ortasında okuldan geri ayrılan ya da velileri tarafından kaydı sildirilen öğrenciler dahi olmuştur.Bunun üzerine okul müdürümüz rahmetli Turan Yaşar(Fantom) bu duruma önlem alabilmek için bir dizi yeni kararları Cuma töreninde açıklamış ve tüm öğrencilerle öğretmenler tarafından uygulanmasını istemiş,hatta eğer uymayanlar hakkında cezai müeyyidede buluanacağını belirtmiştir.Buna göre ; okulda uzun yıllardır geleneksel olarak sürdürülen devrecilik anlayışı sonlandırılacak,üst sınıfların alt sınıflar üzerindeki baskı ve üstünlük anlayışı bitirlecektir,hatta üst sınıfların alt sınıf etüdlerine girmeleri bile yasaklanmıştır,Turan Yaşar bunu çağdaş eğitime geçişin bir gereği olarak denklare etmiştir.İşte okul düzeninde asıl sancılı dönem de bundan sonra başlamış ve etkileri okulun kapatıldığı 1998 yılına kadar süregelmiştir.Çünkü müdürün yeni uygulaması öğretmenlerin ve öğrencilerin bir kısmı tarafından destek ve takdir görürken özellikle kendileri de demiryolu meslek okulu kökenli olan bazı gelenekçi meslek dersi öğretmenleri tarafından hoş karşılanmamış ve başta Ahmet Arbekli hocamız olmak üzere okul yönetimine karşı bir tepki cephesi oluşturulmuştur.Turan Yaşar’a destek veren öğretmenler alınan kararları katı şekilde uygulama yoluna giderken karşı cephedeki tepki gösteren öğretmenler kendilerinin nöbetçi olduğu günlerde kararları bilinçli olarak delmişler ve eski geleneksel düzenin devamı yönünde uygulamalarda bulunmuşlardır mesela Ahmet Arbekli hocamız her nöbetinde özellikle yemekhane önünde 1.sınıf öğrencilerini toplayarak onlara “girip ağabeylerinizin sularını dolsurun.!” talimatında bulunmuştur.Öğrenciler açısından da bölünme kaçınılmaz olmuş,85 öncesi devreler demiryolculuk kültürüne daha yakın olduğuna inandıkları geleneklerin devamı yönünde eylemlerde bulunurken 85 ve sonrası dönemler bu sivilleşme hareketine destek vermişler,müdürün aldığı kararlar yönünde harekette bulunmuşlardır.
Okul içinde sivilleşme gerekçesiyle baş gösteren bu ikilem öyle bir noktaya ulaşmıştır ki,bir seferinde yeni battaniyelerin birinci sınıflara verildiği gerekçesiyle üst sınıflar bir hafta boyunca süren “kazan kaldırma” eylemiyle yemeklere girmeyip yönetimi boykotta bulunmuşlardır.
88 mezunları arasında yeralan biri olarak ben kendim de bu ikilemin içerisinde kalıp hatta bu yüzden disiplin kuruluan sevkedilmiş biriyim,şöyleki ; üst sınıfların etüdlere girişi herne kadar yasaklanmış olsa da üst sınıflar alt sınıfların etüdlerine başkanlık için girmeye devam etmek istemişlerdir.Ben de bir seferinde 1-A sınıfına akşam etüdünde girmek istediğimde sınıfın başkanı buna yasaklandı gerekçesiyle izin vermek istememiş ve aramızda tartışma çıkmış hatta yumruklaşma kadar varmıştır.Sınıflarının başkanını bu asil ve dik duruşu karşısında alkışlayan 1-A öğrencilerine kızmam üzerine kendi sınıfım 2 Tesisleri toplayıp 1-A’ya toplu baskına gidip sınıf başkanı başta olmak üzere bazı sınıf öğrencilerini sorguya çektik.Ertesi gün okulun gündemine oturan bu baskın olayı karşısında 1-A sınıf öğretmeni Ayhan Dilmen hocamız 2 Tesisler sınıfını komple disiplin kuruluna vereceğini söylemiş bunun üzerine de bizim sınıf öğretmenliğimizi yapan Fikret Marım hocamız “Asıl çıban başı kimdi?” sorusuyla tüm sınıfı sorguya çekmiş,aksi halde toplu olarak disiplin kuruluna sevkedileceğimizi belirtmiş,sınıf arkadaşlarım beni herne kadar kamufle etmek istemişlerse de ben kendim durumu izah ve itiraf etmişimdir ancak disiplin kuruluna sevk edilmeme yine de hocalarımızın gönlü razı olmamış,sözlü uyarıda bulunmakla yetinmişlerdir.Aslında okulun gelenekçi uygulamalarına en çok karşı çıkanlardan biri olmama rağmen yine de 2.sınıfta olmamız ve 1.sınıfta da bu yapı nedeniyle çektiğimiz sıkıntılara misilleme yaparcasına 2.sınıftayken gelenekçi yapıya destek vermemiz biraz ilginçtir.Okulumuzun gelenkelerini kötülemek gibi bir amacım yok ve 1942 yılının koşullarından süregelen bu gelenekler belki de günümüzde bile etkileri devam eden demiryolculuk kültürünün temellerini oluşturmuştur ancak 80 darbesinin akabinde 80’ler kuşağının özgürlük kültürüne susamış bir bireyi olarak bu geleneklerden bazılarının gerçekten de o günün koşullarına hiç de uygun olmadığı düşüncemi hala muhafaza etmekteyim.Mesela yine bir örnek vermem gerekirse ; 1.sınıftayken akşamları dinlemek için bir wolkmen almıştım kendime ve alışımın ardından daha birkaç gün geçmişken üst sınıftan biri birkaç günlüğüne dinleyip geri vereceğim diyerek elimden almış ve tam bir ay walkmenimi geri vermemişti,sınıf öğretmenimiz Tıngır’a durumu izah edip şikayette bulunduğumda ise hocamız şu cevabı vermiştir bana : “Oğlum onlar sizin abiniz,hem döver hem sever hem de walkmeninizi alır dinler..Bunlar sizlerin kendi arasında,biz hocaları bu konulara bulaştırmayın!..” demiştir.Yani hocalarımız da 360 öğrencinin disiplin yükünü kendi üzerlerinde hafifletmek için yanlış da olsa bu tür gelenekçi uygulamalar destek verip göz yummuşlardır.Bu tip durumlar karşısında bazı öğrencilerin ders pskilojileri de olumsuz etkilenmiş ve aslında herkes tarafından zeki bir öğrenci olarak görülmeme rağmen bu olaylar nedeniyle ve 2.sınıftayken yatılı okulun bu koşullarına karşı isyan etme noktasına kadar geldiğimden biraz da okuldan ayrılmak istemem nedeniyle dersleri tamamen boşvermiş ve 2.sınıfta kalarak yeniden normal bir okula kaydolma cihetine gitmiş olmama rağmen ailemin teskin ve baskıları sonucu kaldığım dersleri bütünlemelerde yeniden verekek okulu bir sene gecikmeli bitirmem sonucuna kadar varmıştır.
Ara dönemde bu tür bazı sıkıntılar yaşamış öğrenciler olsak da yine de bizler okulumuzu seviyor ve onunla gurur duyuyoruz.Özellikle de artık hızlı trenleriyle ülke gündemine oturan ve yıldızı parlayan bir kurumda çalışıp ben bir demiryolcuyum demek onur verici bizler için ve bunu da okulumuza borçluyuz..
Fakat mezunlarımızın bir kısmının aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen kurumiçinde uğradıklarını düşündükleri haksızlıklar nedeniyle ortaya koydukları sitemler maalesef ki okulumuza da yansıyor.İnternette “Kandırılmış Çocuklar” başlıklı ve okulumuz mezunlarının içinde bulunduğu durumu anlatan bir makale okumuştum ve bu sitemkar mezunların durumunu anlatan yazı beni çok duygulandırmıştı ve bu sitemlerin bir kısmına hak vermemek de elde değil.Makalede deniliyor ki : Okulu bitirdikten sonra şef,müdür,amir olabilme hayalleri taşıyan birçok mezunlarımız TCDD’nin tüm çile ve yükünü büyük bir özveriyle,fedakarca taşımış olmalarına rağmen bunun karşılığını emekli olana kadar hiç bulamamışlar aksine birçok cezalar almışlar ve okuldan mezun oldukları ilk ünvanlarıyla sitemkar bir şekilde emekli olmuşlardır.Mezunlarımızın önemli bir bölümü bugün TCDD içerisinde orta ve üst yöneticilik kadrosunda bulunuyor ve bununla hepimiz gurur duyuyor olsak da maalesef ki hak ettiğini hiçbir zaman alamamış mezunlarımız da azımsanmayacak sayıdalar!..Bunun nedeni ise ; bir kamu kurumu olmamız ve diğerleri gibi TCDD içerisinde de büyük bir siyasi etki oluşu ve yönetmeliklerin mezunlarımız aleyhine sürekli değiştirilmiş olmasıdır..Bu durumdan şahsen ben de nasibimi almış durumdayım ; okuldan sürveyan olarak mezun olup 15 yıllık çalışma sonucunda şef yardımcılığına terfi etmiş olmam ve 2 üniversite birden bitirip 10 yıldır da şef yardımcılığı görevinde bulunamama rağmen 2012 yılında görevde yükselme yönetmeliğinin değiştirilmesi sonucu teknik yüksek okul mezunu olma şartı getirildiğinden geleceğe yönelik önüm tamamen tıkanmış ve şef dahi olamama durumuyla karşılaşmış durumdayım..Oysa daha 14 yaşında demiryolculuğa aşık edilmiş,25 yıldır bu kuruma hizmette bulunmuş idari de olsa 2 değişik üniversiteden mezun olmuş birinin şef dahi olamaması gerçekten de sitem edilmesi gereken bir durumdur!..Benim durumum gibi birçok mezun arkadaşlarımızın da aynı sitemkarlık içerisinde olduğunu onlarla yaptığımız sohbetler ve internet yazışmalarından biliyorum.
Sonuç olarak yine de 25.Yıl törenimizde Ankara’dan mezun eski ağabeylerimizin o yaşlarına rağmen hala okullarına olan bu tutkulu ışıldayan bakışları ve övgüleri beni yine de sitem etmek yerine okulumu sevmeyi ve bize bu mutlu günü özverili bir şekilde organize edip sunan dernek yöneticilerimizi de minnetle anmak istiyorum.İyi ki TCDD Meslek Lisesi varmış,iyi ki bizler öyle bir okuldan mezun olmuşuz ve iyi ki bizlere bu güzellikleri yaşatan bir derneğimiz var ve bu anlarımızı paylaşabildiğimiz Kardelen dergimiz.
BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU RAYLARDA,BERABER ISLANDIK YAĞAN YAĞMURDA VE RAYLARDAKİ YOLCULUĞUMUZA DEVAM EDİYORUZ HEP BERABER,KARDEŞÇE..
 
Bülent KARACA
1988 Mezunu
 
 
 
Okunma Sayısı: 2413
resim